Erişilebilirliğe dair en büyük eksiklerden biri, karar süreçlerinin kapalı kapılar ardında yürütülmesidir. İlgili makamlar, “engelliler için” bir şeyler yapma niyetiyle hareket ediyor olabilir. Ama sorun şu: “Onlar için” yapılan her şey, çoğu zaman “onlarsız” yapılıyor.
Oysa erişilebilirlik, bir masa başı mühendisliği değil; deneyime, yaşanmışlığa, detaylara bağlı bir düzenleme alanıdır. Ve bu detayları en iyi bilenler, o erişime doğrudan ihtiyaç duyan bireylerdir.
Ama ne yazık ki, Türkiye'de pek çok erişilebilirlik çalışması “biz sizin için en iyisini biliriz” yaklaşımıyla yürütülüyor. Danışma kurulları çoğu zaman şeklen kuruluyor; STK’ların ya da bireylerin görüşleri “dinlenmiş” olmak için alınıyor, ama karar süreçlerine yansımıyor. Dahası, bazı yerel yönetimler bu süreci tamamen atlıyor.
Sonuç?
Rampalar yanlış eğimle yapılıyor.
Görme engelliler için yapılan yönlendirme şeritleri, direklerin ya da çöp kutularının önüne denk geliyor.
İşitme engellilere yönelik ekranlı bilgilendirme sistemleri, ekranın yerleştirildiği açılar yüzünden kullanılamıyor.
Çünkü yapılanlar ihtiyaca göre değil, “mış gibi” anlayışıyla yapılıyor.
Katılımcılık bir lütuf değildir. Katılımcılık bir zorunluluktur.
Bir belediye binası engelli birey için erişilebilir hâle getirilecekse, oradaki engelli yurttaşın deneyimi baştan sona sürece dahil edilmelidir. Görüşleri alınmalı, pilot denemeler yapılmalı, geri bildirimler ciddiye alınmalı, hatta uygulanmalıdır.
Dahası, bu katılım yalnızca fiziki projelerde değil; yazılımlar, dijital hizmetler, toplu taşıma sistemleri gibi alanlarda da geçerlidir. Görme engelli bir bireyin dijital bir hizmeti kullanırken karşılaştığı güçlükleri, o hizmeti tasarlayan mühendis bilmeyebilir. Ama o birey, bu sürece dahil olursa, yaşanan erişim krizleri daha baştan engellenebilir.
Ne yazık ki mevcut sistemde, engelli bireyler bir sorun yaşadığında, onu “şikâyet etme” ya da “şikâyete rağmen sonuç alamama” pozisyonuna düşüyor. Oysa çağdaş toplumlar, dezavantajlı grupları yalnızca “şikayetçi” olarak değil, karar ortağı olarak konumlandırır.
Bir başka mesele de temsiliyetin dar kapsamda kalmasıdır. Katılımcı denince, birkaç büyük STK’nın temsilcisinin çağrılması yeterli görülüyor. Oysa farklı engel gruplarından bireylerin, kadınların, çocukların, kırsalda yaşayanların da sesinin duyulması gerekir. Çünkü erişimsizlik, mekâna ve koşullara göre değişen çok boyutlu bir meseledir.
Yani mesele yalnızca teknik bir düzenleme değil; demokrasi ve eşit yurttaşlık meselesidir. Katılımın olmadığı yerde erişilebilirlik değil, tahakküm olur.
“Sizler için en iyisini biz biliriz” demek, iyi niyetli bile olsa, bir üstten bakma halidir. Ve bu yaklaşım, çoğu zaman zarardan başka bir şey üretmez.
Şunu unutmayalım: Hiçbir şey bizim adımıza biz olmadan yapılamaz. Erişilebilir bir toplum, ancak herkesin sesinin duyulduğu bir toplumdur.
Katılımcılığı Sağlamak İçin Ne Yapmalı?
Erişilebilirliğin göstermelik değil, gerçek ve sürdürülebilir olabilmesi için katılımcılık temel şarttır. Peki bu nasıl mümkün olur? İşte bazı somut adımlar:
1. Zorunlu Katılım Mekanizmaları Kurulmalı
Her kamu kurumunun erişilebilirlik düzenlemelerinde, farklı engel gruplarını temsilen bireylerin ya da STK’ların yer aldığı katılım kurulları oluşturulmalıdır. Bu katılım, yalnızca “danışılmak” değil, “karar alma süreçlerinde oy hakkına sahip olmak” şeklinde olmalıdır.
2. Pilot Uygulamalar Genişletilmeli
Yapılması planlanan bir düzenleme (örneğin bir otobüs durağı, bir dijital hizmet ya da bir bina girişi) önce küçük ölçekte test edilmeli, doğrudan kullanıcı deneyimiyle değerlendirilmelidir. Uygun bulunmadan genelleştirilmemelidir.
3. Geri Bildirim Mekanizmaları Güçlendirilmeli
Her erişilebilirlik çalışması için kullanıcı geri bildirim kanalları açık, ulaşılabilir ve işlevsel olmalıdır. “Görüşlerinizi önemsiyoruz” cümlesi afişlerde değil, karar süreçlerinde görünmelidir.
4. Eğitim Şart
Planlamacılar, mühendisler, yazılımcılar, kamu personeli ve yöneticiler için engellilik farkındalığı ve katılımcı tasarım üzerine zorunlu eğitimler düzenlenmelidir. Katılımcılık kültürü kendiliğinden oluşmaz; bilinçle ve süreklilikle inşa edilir.
5. Tüm Gruplar Dahil Edilmeli
Katılımcılık denince sadece belli şehirlerdeki büyük STK’lar değil; kırsal bölgelerdeki engelliler, kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve geçici engellilik yaşayan bireyler de sürece dâhil edilmelidir. Her deneyim bir başka açıdan gerçeği görünür kılar.
Sözün özü olarak, engelsiz bir Malatya ve engelsiz bir Türkiye yaratılmasını istiyorsak bu söylemlerin sözlerde değil uygulamalarda gösterilmesi gerekiyor. Aksi halde bizler toplum olarak daha uzun yıllar erişilebilirlik sorunlarıyla cebelleşerek dururuz.